11 Ocak 2014 Cumartesi

"Bu ara başa çıkamadığım şeyler var, galiba acı çekiyorum." deyip olanı, ama bir türlü bitmeyeni anlattığımda "Hayatta çok daha temel, çok daha sarsıcı acılar var." deyip nazikçe haddimi bildirmişti. Biraz düşününce ben de hak vermiştim ona. Hatta uzunca bir süre elimi kalbime bastırıp ıstırabını dindirmeye çalışmış, büyük acılarla sınanan insanlara karşı mahcubiyet bile duymuştum. Doğrusu bu beni bir süre idare etmişti. Bu sayede abartmamam yönünde sık sık telkinler veriyordum kendime ve yine kendi nazarımda güçlü kadın imajımı tazeleyip gururlanıyordum. Ancak çok sürmedi bu hâl. Hakikâtte olup bitenle, olması gereken arasında içimde bastırdığım mücadele bir gece yine uyuyamazken sona erdi. En zayıf anımda yakalamıştım kendimi ve direnmenin bir mânâsı da kalmamıştı artık. Teslim olmuştum. Madem başıma bunlar gelmeden önce ben geceleri başımı yastığa koyduğumda ağlamazdım, acıdan uyuyamadığım olmazdı. Demek ki acının şiddeti başka bir şeydi, mahiyeti bambaşka bir şey. Geceleri seni uykundan eden ve ağlatan her acı esasında birbirine denkti. Kendini tutmanın faydası yoktu. Tek mesele kalbinin nasıl parçalandığını bilmendi. Zira bir kalp kedere bu kadar teşne iken, malum kederden başka her şey teferruattı.