19 Ocak 2014 Pazar

Eskiden olsa bu Pazar sabahında çoktan Kadıköy'e koşmuş, bu vakitlerde de çoktan eve dönmüş olurdum. Birkaç dergi, yeni bir kitap, belki bir defter olurdu beraberimde. Kurukahveci Mehmet Efendi'den yüz gramlık paketi çantama atıp Moda'ya tırmanırdım ara sokaklardan. Sahafa uğrar, insan eli ve yüreği değmiş kitapların tozunu alırdım göz ucuyla. Lütfü Abi bir çay söylerdi. Biraz soluklanır sonra tekrar düşerdim sokağa. Dünyanın öbür ucuna gidebilecekmişim gibi bir hevesle hem de. Çünkü dünyadan göz hakkımı ancak okuduğum kitaplarla ve sokak sokak yürüyerek alacağıma inanırdım. Bir kız çocuğu görsem eli babasının avucunda kaybolmuş, kenarlarına pembe çiçekler işlenmiş lacivert pelerinimle altıncı yaşım gelirdi aklıma. Babamı bir kez daha özlerdim. Bir kafenin masasına iliştiğimde, hemen sağımda torunuyla Hugo'nun Sefiller'i üzerine sohbet eden bir büyük anneye kulak misafiri olurdum heyecanla. Birazdan ben de katılırdım onlara tanıştığıma memnun olduğumu minnetle ifade eden gözlerimle.
Bahariye'de lavanta keseleri satan dünyanın en zarif kadınına rastlardım sonra, hatta şanslıysam akordeon ya da mızıka çalan birileri olurdu Süreyya'nın civarında. Boş bir banka konuşlanır o şenlik hiç bitmesin diye yüzümdeki gereksiz tebessümle içimden dua ederdim. Güneşi hissettikçe ona sarılasım gelirdi. Gökyüzünün el değmemişliğine bir kez daha vurulurdum. Kepenksiz çiçekçi dükkânlarının önünden her geçtiğimde onları daha çok severdim. Sonra vakit girerdi, o insan üstü, ilâhi âhengiyle ezanı dinlerdim. Osman Ağa'da namaz kılar kalabalığa karışırdım huzurla.
Ben Kadıköy'ü anlayarak severdim. Hâlâ da seviyorum üstelik. Ama insan hiç fark etmeden alışkanlıklarını terk edebiliyor. Buna bir son vermeliyim artık. Bu hikâyeyi burda güzelce bitirmeliyim ve sevdiğim şeylere hakkını teslim etmeliyim. Uzatmanın bir mânâsı yok. Şairin de dediği gibi coğrafyanın en güzel yerindeyiz, en güzel günlerinde gençliğimizin. İstesek cenneti kurtarabiliriz. *

*Hasan Hüseyin Korkmazgil / Ağustos Şiiri

haşiye