3 Ocak 2014 Cuma



On beş gündür tebelleş olan bu baş ağrısının mevsimle, üşümekle, hücrelerimi bi'lfiil işgâl eden grip virüsüyle hiçbir ilgisi yok. Bir elinle odanı toparlarken diğer taraftan bir yerlere takılıp dağıtmak neyse, benim kendi hayatıma yaptığım da tam olarak bu. Siz ister talihsizlik deyin, ister dikkatsizlik. Ben biraz edebiyatını yapıp yaşama telâşı diyeceğim. Yaşarken telâş ediyorum evet, hâlâ elim ayağım birbirine dolaşıyor. Aşık bile değilken üstelik. Ama sorsanız son 18 ayımın en aklım başımda vakitleri bunlar. Bilinçsizce kahrolduğum ve kendimi tüketme pahasına ağladığım fetret devrini "yazgı başa gelen en güzel şeydir" adını verdiğim  bir iç ihtilâlle geride bıraktım. Arada bir kırgınlığıma reçete yazıyorum. Hepsi bu. Ama sorsanız beklemelerim elbette bâki. Zehra kadar ümitsiz değilim, dünyanın küçük olduğuna daha evvel birkaç kez iknâ olmuşluğum var ama bu kez ihtiyatlı davranmaya kararlıyım. Zira vaktiyle "Bunu da söylersem her şey daha iyi olacak" zannıyla çok alengirli ve acı bir yanılgıya düştüm ve neticede, en zarif ifadesiyle, kendime zulmettim. Şimdi sadece, arada, özlemekten içim parçalanıyor. Bununla da baş edebiliyorum, artık yolunu yordamını öğrendim. Hemen zihnimi meşgul edecek bir şeyler buluyorum, uyumadan önce bir kaç meseleye canımı sıkıp huzursuzluk icâd ediyorum. Erteleniyor kendiliğinden. Bazen de yeni bir şeyler olacakmış gibi geliyor, mânâsız heyecanlara kapılıyorum. Sonra o da hemen geçiyor. Hem özlemden, hem de heyecandan oluyorum . İşte böyle zamanlarda şaire hak veriyorum. "İyileşecekse bu şey, hiçbir şeysiz iyileşecek." Ben de o camın arkasında durup akan hayata ve zamana bakacağım.