14 Şubat 2014 Cuma

Allahım, haddimi bağışla. Geçmişini beğenmeyen bir yeni yetme değilim. Ömrümce kahrını çekeceğim bir pişmanlığım da olmadı hiç. Ancak yaşadıklarımla övünüyor da değilim. 'Dünyada geçirdiğin bir anda ebediyen kalacaksın' deseler, seçeceğim bir ânım yok. Mutlak mutluluğun imkân dahilinde olmadığını kavradığımdan bu yana, her türlü kederin mübah kabul edildiği bu dünyanın geçiciliğini daha çok seviyorum. Bir yanımla anne babamın sağ ve yanı başımda olmasını bir şükür vesilesi addederken, diğer yanımla kalbe ziyan bütün acıların, dünyaya dâir iyi ve güzel olan şeylerle birlikte fenâ bulacağı hakikatini gözden kaçırmış olmamı ise affedemiyorum. Her varlığın, fikrin ve hissin zıttıyla tecelli ettiğini öğreneli epey oldu. Bunun hakkâniyetine itirazım yok. Ancak devir, değer biçtiğimiz değerlerin mânâsını yitirmesiyle bir hayli değişti. Bir harp mâlülünün yarasıyla, bir ehl-i keyfin sinek ısırığının aynı yaygarayı koparmasına defalarca şahit oldum. Keder ile övünmenin, acıya sabretmekten daha geçer akçe olduğunu pek çok kez sevdiğim şairlerden okudum. İç dünyamızı sere serpe teşhir ederken ismimizi ısrarla sakınmamız en modern hastalığımız oldu ve sırf modern olduğundan, bu durumun akla mugayirliğinin hiçbir ehemmiyeti yoktu. Kendimizden bahsederken etrafa püskürttüğümüz özgüvenimiz, bir başkasını dinlerken merhametsiz bir pervasızlığa dönüştü. Hayretimi bağışla Allahım, dünya artık gözümde büyüyor. Dünya git gide enteresan bir yer oluyor, aklım almıyor. Aklımın almadığı bir şeyi anlatması çok uzun sürüyor. Dünya bizim zannettiğimiz bir yer değil. Dünya kimseye oralı bile değil. Esasında dünya sevinilecek bir yer değil. Dünya, üzüleceğimiz bir yer hiç değil.