27 Şubat 2014 Perşembe

Biliyorum yanlış yüzyılda doğdum. Vakit Orta Çağ değil. Ben de kabarık elbiselerinin altına giyeceği camdan pabuçlarını hesap eden, bağcığına attığı her bir düğüme ayrı bir masal üfleyen kadınlardan değilim. Ancak müşterek bir yaratılışın yazgısı gereği arketiplerimde benzer hisleri taşıyorum. Yüzyıllar önce bir kadın nasıl inciniyorsa ben de öyle inciniyorum. Tek bir sözle ayağım yerden kesilirken, basit bir umursamazlıkla burun üstü yere düşebiliyorum. Kırılmamak adına duvarlar örüyorum etrafıma ben de. Yüksek tavanlı, geniş pencereli bir kafes inşa ediyorum âdeta. Sonra sıkışıp kalıyorum olduğum yerde. Gün geliyor başımı uzatıyorum bir pencereden. Her kapıda bir değirmen. Hepsi bir korkuyu öğütüyor benim için. Baş edemiyorum. Her şey bir adım ötemde. Uzansam kol mesafesinde. Terk etmeye kalksam, bir adım daha atsam, dünya dağılacak sanki. Yüzüme bakmayın bayım lütfen. Gülmeyin. İnanın başka türlüsünü bilmiyorum. Aşk ihtimallerinden korunaklı bir coğrafyanın sâkiniyim. Zaman zaman 'Hâlâ seviyorum' dediğim bir adamın gölgesi çürüsün diye bekliyorum içimde. Her şey bu kadar gösterişsizken ve ben delirmeye bu kadar meyilliyken, kırgınlığıma tekrar şahit olmanızın gereği yok.

haşiye