15 Şubat 2014 Cumartesi

Bir rüyanın bana ettiğidir. Huzursuzluğum üç gündür hiç hafiflemedi. Elim taze bir pas kalıntısına değmiş de yanlışlıkla ağzıma götürmüşüm, o rezil tat tüm kuvvetiyle dilime damağıma yapışmış gibi iflâh olmaz bir his. Sorsan, ezbere bildiğim yüzü, eşgalini tarif edecek kadar bile görmüş değilim. Rüyanın içindeyken de, boğulur gibi uyandıktan sonra da, abartılı bir hayretten başka kayıt düşmedi zihnime esasında. Büyük sözüme tövbedir. Ancak ben böylesi bir canına okumak görmedim. Eskimiş olandan bana kalanı çoktan sineye çekmiş, insan olanın en büyük illetidir dediğim alışmak kusurunu kalbime çoktan yama etmişken, bir hatayı baştan almaya benzettiğim hatırlama cehennemine düşmek bu kez çok ağır geldi. Oysa sorsanız, hayatında büyük sözlerinden ziyade aklından geçenlerle sınanmış biri olarak başıma gelebileceklerin kaygısından münezzeh, korkularından emindim bundan tam da üç sabah evvel. Öyle rahattım ve olacak olana itaatkârdım.
Ben, rüyaların kalple irtibatından hiç şüphe etmedim, yanıltmış olmayayım. Ama sanıyorum ki bu kez hazırsızlık yakalandım. Bu kez usandım.Yeltendiğim şey itiraz değil, münacaatımdır! Meylettiğinin kalbinde hiçbir ederi olmayan ve müspet bir gelecek ihtimali bile içermeyen bir hissin  muhafazasından artık sana sığınıyorum, kırma beni. Ben yanlış bilmiyorum. Kalpleri evirip çeviren ve dilediğine ısındıran Rab, bir yarayı iyileştirmeye de muktedirdir elbet.