1 Mart 2014 Cumartesi




Cânım annemin dünyaya geldiği ev yetmişinci senesini doldurmak üzere. Çocukluğumun bu eve dâir tek hatırası gıcırdayarak tırmandığımız merdivenin hemen sol çaprazındaki odanın büyük babama ait olduğu. Evin ön tarafında çıkıntı ile dışarıya doğru genişleyen ve aile efrâdının köşk ismini verdiği bu oda, esasında, saat tamiri ile meşgul olan büyük babamın çalışma odasıydı. Kapısı aralandığı an pencereden odayı hınca hınç dolduran güneşin içinde dans eden toz zerrelerini görmek mümkündü. Bütün duvarları kaplayan envâi çeşit saatin tik takları, gül kokusu, ve büyük babamın gülümseyen yüzü ile, eşikten adımımızı atar atmaz bir büyüye tutulmuşuz gibi kalbimiz çarpardı. Abartıyorduk evet. Çünkü o yaşımızda sorsaydınız bize, Harikalar Diyarı’nın bizim köydeki şubesinin bu dört duvarın arasında saklı olduğuna biz, ekmek, Kur’an ve bildiğimiz tüm kutsal şeyler üzerine yemin ederdik bayım. Hem de hiç tereddütsüz.