11 Mart 2014 Salı

Masalların, imrendiğimiz o aşk hikâyelerinin büyüklük alâmetlerine, değme filmlerdeki tanışma sahnelerine taş çıkaran destansı başlangıçlarına, mükemmelliğinden işkillenmediğimiz kalifiye karakterlerine dâir ahkâm kesebilecek vaziyette değilim elbet. Birini çok sevmek mümkün müdür, onu da bilemem. Aşkın lutfettiği, her kula nasip olmayan bahtiyarlık hissini de ayırt edemem diğerlerinden, haklısınız. Ancak izin verirseniz, sevilmenin edilgen bir fiil olmaktan çok daha derin bir mânâsının olduğuna şahitlik edebilirim. Birini itinâyla sevmenin inceliklerinden pekâlâ bahsedebilirim. Kederinin güzelliğini övecek olursanız, o meselede de size hak veririm, telâş etmeyin lütfen. Zira bana sorarsanız acı çekmek, şiddetine mukabil naif bir eylemdir. Gösterişsizdir. Belki fedakâr olmayı bile gerektirir. Meselâ ayrılığın tebelleş olduğu insan dünyanın en içten dileğini kendinden esirgeyebilir. Sevdiğini dünya gözüyle görmekten endişe edebilir. Ne de olsa yas, kaybın gıyabında tutulur. Hem neticede her tecrübe idâre-i maslahattandır. Yanılıyorsam söyleyin lütfen. Kendine vâr olacak genişlik bulmuş her acı, bir sonrakinin eşik değerini tebliğ etmek üzere gönderilmiş değil midir?