11 Mayıs 2014 Pazar

ben sana bir eski Endülüs avlusu getirsem

Bugün sokağa değil de arka tarafta apartmanların arasında yüksek duvarlarla çevrili küçük bahçeye bakan pencereyi seçtim kendime. Mutad aralıklarla cama yazdığım birkaç dizeyi yeniledim.* Saçlarımı bu kez kalemle toplamak yerine annemin eli değmiş gibi en yukarıdan başlayarak ördüm. Sütü ve şekeri her zamanki gibi ihmâl edip öyle hazırladım kahvemi. Çok sürmeyecek bir iyilik hâlinin en keyifli yeri, iliştiğim sandalye. Güneş bu evdeki bir başınalığımı kucaklar gibi dolduruyor odayı. Yasemin kokusu rüzgâra karışıyor. Sonra şarkı başlıyor. Fas'a doğru uzun bir yürüyüşe çıkmışım, mağribi bir hayalin ortasına düşmüşüm gibi. Yarım bıraktığım her şeyin hesabını kapatmışım, bastığım boşluklarda toprak bu kez ayaklarımın altına serilmiş gibi. Uyandığımda âmin diyeceğim bir rüyanın orta yeri. Bu kez sonrasını düşünmüyorum. Herkesin müşterek kırgını ben değilim. Kimse "böyle naif isyan mı olur?" demiyor. Hıdrellezde küçük kız çocuğu şımarıklığıyla ikna ettiğim babamın itinayla çizip bir gül fidanının dibine gömdüğü gemiyi, çocukluğumda yüzü koyun yere uzanıp ayaklarımı yukarı dikerek önüme serdiğim atlasın okyanuslarında yüzdürüyorum. Parmağımın ucuyla gezindiğim kıtalarda, yağmur ormanlarında soluklanıyorum. Bilmediğim coğrafyalarda gök kuşağı kolluyorum ardına düşmek için. Her şehri muhafız edasıyla bir tanıdık bekliyor sırf ben yabancılık çekmeyeyim diye. Günler biriktiriyorum kaçırmadan anlatmak için. Defterler tutuyorum. Burada her şey mümkün. Burada dünya yorucu bir yer değil. Burada sonrasını düşünmekten ne istediğini hatırlayamamak yok.
..
Uyandığımda her şeyi yerli yerinde buluyorum. Kalkıp bir kahve daha koyuyorum kendime. Dünya diyorum, göğsümde geçmeyen bir ağrı. Yokuşa sürmeye gelmiyor.

*Birhan Keskin-Eski Avluda