9 Mayıs 2014 Cuma

mayıs sıkıntısı

Birkaç saattir koşa koşa evden çıkıp kendimi sokaklara vurmakla, pencere kenarına ilişip alnımı cama yapıştırarak yağmurun tıp tıp sesini dinlemek arasında bocalayıp duruyorum. Çıksam ellerim ceplerimde yürüsem diyorum hevesle. Sonra ocağa su koyduğumu hatırlıyorum. Bu ezeli rekabetin galibi her zamanki gibi kahve oluyor. Pencere kenarındaki koltuğa kuruluyorum usulca. Perdeyi uzaklaştırıp camı aralık bırakıyorum. Dizlerimi karnıma çekiyorum. Hırkamı parmak uçlarıma kadar çekiştirip fincana sarılıyorum. Sokaktan geçen şemsiyeleri sayıyorum içimden.
Bu kırmızı, bu şeffaf.
Bu çiçekli, bu siyah.
Bu kasvetli.
Bu küçük
Bu puantiyeli.
Kırıldığı için kaldırım köşesine terk edilen devasa bir şemsiye fark ediyorum sonra. Yapılan haksızlığa boyun eğmemiş bir istifa dilekçesi gibi mağrur duruyor orada. İlk kullandığım şemsiyeyi düşünüyorum sonra. Şimdi yaşadığım şehirden vaktiyle hediye diye getirmişti babam. Her çocuğun aklını çelebilecek bu rengârenk tedbir eşyasını ilk taşıdığımda yedi yaşındaydım. Yağmur ellerime, saçıma değmedi diye nimeti göz göre göre inkâr ediyormuşum gibi mahcup olmuştum. Şimdi yirmi yedinci yaşımın tam ortasındayım. İnsanların bir felâketten sakınır gibi yağmur yağdığında alelacele evlerine sığınmalarına hâlâ anlam veremiyorum ve şemsiyeleri hâlâ sevmiyorum. Taşımaktaki beceriksizliğimi ve vapurda, otobüste unutmak konusundaki maharetimi de sanırım bu muhalifliğime borçluyum. Bu şehri en çok yağmur yağarken seviyorum ben. Yağmurda bu şehirde yürümek gökyüzünün kutsal sularla yıkandığına şehâdet etmek âdetâ.  İçimin sokaklarında adım adım dolaşmak, yere çakılmayacağımdan emin olduğum bir yükseklikten kendimi bırakmak ya da.
Bilmiyorum.
.. 
Bir ara rüzgâr doluyor odaya. Ürperiyorum. Fincanı bırakacak bir masa kolluyorum. Evde gürültüden rahatsız olacak biri varmış gibi tedirginim. Sessizce giyiniyorum. Trençkotumu üzerime geçirip bir şal alıyorum başıma. Anahtarımı alıp almadığımı bilmiyorum. Kapıyı çekmem yeterli. Geri dönecek olmak mesele değil. Aynı gökyüzü aynı keder diyorum içimden. Değişen bir şey yok. Gidip yağmurlara durayım. *

*Behçet Aysan-Bir Eflatun Ölüm

haşiye