1 Haziran 2014 Pazar

bu sabahlar şiir icâbı bayım

Sabah saat tam sekizde yağmurun sesiyle uyandım. Bir daha girmemek için yatağı alelacele kapattım. Sandalyeyi pencerenin önüne yerleştirdim. Perdeyi iki uç noktaya itekleyip pencereyi ardına kadar açtım. Ayaklarımı kaldırıp dizlerimi karnıma çektim. İki buçuk saattir öylece oturuyorum. Yağmurlu pazar sabahlarının en çok kimsesizliğini seviyorum. Hiçbir kıpırtı dâhi yokken yağmurun hükümranlığını ve bu eşsiz âhengini izliyorum. Çocukluğumda da yağmur başladığında koşa koşa pencerenin önündeki o geniş çıkıntıya kurulur, kalbimin gümbürtüsüyle dinlerdim damlaları. İnsan yedisinden yirmi yedisine pek değişmiyor demek ki. Şimdi yalnızca elimde fazladan bir kahve fincanı var parmaklarımın kavradığı. Bu hava bana kasvet vermiyor. Aksine gök yağmurla ağırlığını boşalttıkça ben de kalbimdeki yüklerden kurtuluyorum âdetâ. Sanki içime içme yağıyor o yağmur. Uzun zamandır böyle huzurla uyandığım bir sabah olmadı. Yapılacak onca işin arasında yapabileceğim en iyi şey burada böylece oturmak, dinledikçe dinlemek. Daha çok dinlemek. Şehir yavaş yavaş uyanmaya başlayacak birazdan. Belki sokaktan geçen bir akordeon sesi düşecek payıma. Daha çok mutlu olacağım. Mutfaklardan anneler seslenecek çocuklarına çayı demlemesi için. Taze ekmek kokusuna karışacak toprağın nemi. Bu kimsesizlik büyüsü kendiliğinden usul usul bozulacak. Kimsenin eli değmeden hem de. Yine sessizce.