23 Ağustos 2014 Cumartesi

Sınanmamış hiçbir yakınlığa inancım yok. Hep söylüyorum. İnsanların aklına ne zaman geldiğin, hangi şartlarda senin dostluğunu anımsadıkları aranızdaki ilişkinin sıhhatini belirlemede en sahih kıstas. Olağan çizgilerinin biraz dışına çıktığında, alttan almadığın tek bir seferde seni ne kadar tolere edebildikleri, aranızda hiç dillendirilmemiş o keskin sırrı açığa çıkaracak bir kuvvete sahip. Çünkü hakikat değişiyor. Hakikatin mahiyeti konuştuğumuz, oturduğumuz, durduğumuz yere göre hakikaten değişiyor. Yerimiz değişti diye, hakikatimiz de değişiyor. İşte böyle böyle güvenmemeyi öğreniyor insan. Böyle böyle anlatmanın, paylaşmanın huzursuzluğuyla tanışıyor. 
Halbuki insan kesemediği şeyleri bu kadar uzatmamalı, mahremiyetin sınırlarını bu kadar geniş tutmamalı esasında. Yoksa böyle böyle kahroluyor sonra. Eşyayı bile kaplayan bir keder, olanca ağırlığıyla, kâr kalıyor yanına. 

22 Ağustos 2014 Cuma

Bunca eksiği bir araya getirince bir bütün etmiyor. Kafamı duvarlara çarpıp çarpıp nihayet anladım. Kan revan bir ahmaklık. Demek böyle böyle çıldırıyor insan, böyle böyle varamıyor bir yere. Bu kez hata yapmanın sağladığı konfora tecrübe demek, kabahatlerimi örtmeye yetmiyor. Penceresinde tül perdelerin güneşlendiği bu tek göz yer, bana güven verecek bir genişlik bahşetmiyor. Halbuki daha iyisinin olmayacağına ikna olduktan sonra her şeye alışabiliyor insan. Her şeyin mükemmel göründüğü bir açı muhakkak var. 'Hepimizin hikâyesi iyi kurgulanmıştır' demek mümkün bu noktada. 

Böyle düşününce çiçeksiz bir bahçede, masasız iki sandalye keder vermiyor bana. Yalnızlık pahasına da olsa tüm mesafeler ağırdan alınabilir, insan yarasını pekâlâ sevebilir sanıyorum. Belki ben kırgınlığıma zalimce bir hayranlık duyuyorum, bilmiyorum. Ama emin olduğum bir şey var. İhtiyat ile aidiyet bir arada olmuyor, yürümüyor. Bir vaziyet, bir korku insanın kalbine yerleşmesin bir kere. İşte böyle böyle, benim de içimde bir ırmak tükeniyor.

haşiye

8 Ağustos 2014 Cuma


Sevgilim, iyi haberlerle geldim. 
Bu sıkıntılı yaz günlerinde, 
görkemli bir sevinçten sade bir kedere nasıl geçilir
öğrendim. 
Ellerimden başlayan kahır, içimde emsalsiz bir hüzün
Lütfen endişe etme, 
Bir gün kırılmak deyince benim de aklıma yalnız çiçekli porselenler gelir.

Beni bağışla sevgilim, aşk ihtiyatsız bir eylemdir. 
Oysa insan ilk annesinden öğrenir: tedbir mühimdir.
Pencere önünde nane,
Yasin cüzlerinde gül kurutmak gerekir.
Kitap aralarında takvim yaprağı, sandıkta yüzyıllık geçmiş birikir.

Üzülme sevgilim, 
Bu pasif direniş, bu zarif bekleyiş,
Bu incinmek sanatı, başımıza yıkılmayan dünya, bu tutmayan dua, 
Şu çıktığım tepe, bu aşamadığım düzlük 
Kimsenin hatrı değil.
Belki birkaç yaz, birkaç kış daha kim bilir.
Lütfen telâş etme
İnsan pekâlâ yarasını sevebilir.

2 Ağustos 2014 Cumartesi