12 Mart 2015 Perşembe

Uzun uzun anlatmanın bir yararı olmadığını fark etmem fazla zamanımı almadı. Artık kısa cümleler kuruyorum ve sorulmamış sorulara cevap vermenin ne talihsiz bir nezaketsizlik olduğunu pekâlâ biliyorum. Gündüzleri, gece yorgunluktan uyuyamayacak hâle gelinceye kadar çalışıyorum. Akşam olunca da koşa koşa eve gelip sevdiğim filmlerin ezberlediğim sahnelerini tekrar tekrar izliyorum. Sanırım depresyona girme hakkımı böyle kullanıyorum. Bir de öylesine başladığım her şeyin sonradan müptelâsı oluyorum. 
..
Ben, neşesi ve kederi dozunda hikâyeleri çok seviyorum.  Ama diğer taraftan hiçbir hikâyede sevgililerin kavuşma ânı ile ilgilenmiyorum. Zira yaşadıkları hiçbir sevinç, ilk defa karşılaştıkları andan aşık olduklarını fark etmelerine kadar geçen zamanın hikâyesi kadar görkemli olmuyor. Çünkü hayatta başka hiçbir şey, birini yavaş yavaş sevmenin tadını vermiyor. Mutlu sonlara bir diyeceğim yok elbet. Ancak bir kavuşmayı bir ayrılık, sevinci keder güzelleştiriyor sanki. Biraz da kendi hikâyemden biliyorum aslında. İnsanın kalbinde hasara mal olmayan hiçbir duygu, kendini sonsuza kadar vâr edemiyor.