19 Nisan 2015 Pazar

Bu gök başıma devrilecek değildi elbette; ama yer, ayağımın altından kaydı bir kere. Ben yazgımı senin yüreğinde yerim olmadığını bilerek kabullendim. Dünya kaç bucaktır, yüreğinin hangi köşesi kimindir, yerin altı ve üstü dedikleri nedir, bir bir gördüm. Gönlüm bu zahmete razı mıydı, esasen hiç düşünmedim, hesap etmedim. 
Benim, senin yoluna revan olmuş bir duam vardı. 
Madem ki seni seviyordum, canıma okuman hak. Madem ki sen beni sevdin, tüm hayırları sana yormak bana müstahak. 
Bir hikâyem vardı. İnanmak fazla zamanımı almamıştı. Öyle muhteşem sayılmazdı; ama biterken harikaydı. 
Devasa bir mesafe vardı aramızda. Ne vakit kaldırmaya yeltensem, beni alıp başladığım yere bıraktın. En ağır yaramı ise inanmaya hazır olduğum yerden aldım. İyileşsin diye de hiç çaba sarfetmedim. Yalnızca bekledim. Çünkü kalmaya sebep icâd etmeliydim. Bekledim, çünkü kendimi iknâ etmeliydim. Bekledim, çünkü olur da gelirsen, sana geç kalmayacağımı bilmeliydim. Oysa emindim, sen hiç gelmeyecektin. Sebep olduğun fenâlığın derdine düşmeyecektin. Ben yine de, ömrümde ilk kez, söz konusu sensin diye, yanılayım istedim. 
Seni ben hiç affetmedim. Ama kendime bir bir izâh ettim. 
Bil dedim; beklemek vâdesi dolan bir şey değildir. Bil; beklemek esâsen elinden gelmeyendir. Bil; beklemek sonunu bilmemektir. Ve bil; beklemek sonuna imân etmektir.