17 Eylül 2015 Perşembe

bir devam filmi

Güneşte unutulmuş da önce yakasından, sonra omuzlarından itibaren rengi solmaya başlayan, kol ağızları pörsüyen esvap gibi.. Günler geçmiyor da eskiyor adeta. Dört gündür çıkmıyorum evden. En son uzunca bir yürüyüşten sonra girdim dış kapıdan. Pencereleri ve balkon kapısını ardına kadar açmış olmak dışında sokakla bir temasım yok. Böylesi bir yılgınlık hâlini en son iki yıl önce yine böyle muhteşem bir havada yaşamıştım. O zaman da aynen böyle, hayatta bana nüfuz edecek, beni incitecek bir şey kalmamış gibi, dahası sanki bu hayata hiç yerleşmemişim gibi, zamanın bir yerinde asılı kalmıştım. Şimdi yine, tıpkı o günlerdeki gibi sabahları gün aydınlanmadan uyanıp güneş olanca ışığıyla odayı dolduruna, beyaz çarşaflardaki gölge kayboluncaya kadar yataktan çıkmıyorum. Yapacak onca iş beklerken kendimi ayağa kaldıracak zerre kuvvet bulamıyorum. Çok değil yalnızca birkaç gün sonra, ihmal ettiğim bütün mesailerin pişmanlığını yüreğim sızlayarak, içimden günlerce hayıflanarak duyacağımdan bu kadar eminken, nasıl oluyor da zamanın bir yerine böyle çakılıp kalıyorum, böyle bir lüksü nerden devşiriyorum bilmiyorum. Bunu söyleyeceğimi hiç ummazdım ama üzüntüden perişan olduğum zamanlarda bile bana yaşadığımı hissettiren "bir şey" vardı. Başkasının eskisinden kurtulur gibi,  beni kahreden ne varsa hepsini bir yerde yitirdim sanki. Bir derdim vardı, ona ne oldu, tutkuyla taşıdığım keder, hangi şifalı suyu buldu da içti, böylesi yüksek ve vakarlı bir tavır edinmeyi bana ne öğretti bilmiyorum.

Ben zaten bugüne dek bu dünyaya yerleştiğimi hiç hissetmedim. Daha sakin yaşayıp günlerimi daha boş geçirdim. Kötü günlerde belanın hizaya getirdiğine iman ettim. İyi günlerde güzel bir şeye başlarken icad ettiğim cesaretimi, sıra devam etmeye geldiğinde sebeplere kurban ettim. Tek tek saydım; bu hayatta yedi kez düştüm, kalkmayı sekize denk ettim. Kalbimin kusurudur, artık bildim. Ya hep olmaza meylettim ya da sevmeyi hep veda vaktinde akıl ettim.

haşiye