25 Mart 2015 Çarşamba

Bundan üç yıl önce, koca bir yazı yalnızca "yaz bitsin" diye tüketmeye çalışırken, sonraki mevsimleri de aynı kederle geçiştireceğimi hesap etmemiştim. Yazı hep korkuyla karşılayacağımı, aynı yerden kırılır mıyım endişesiyle kahrolacağımı hiç düşünmemiştim. Ama şimdi, bu talihin nerde kırıldığını, göğün başıma yıkılmadığını, bahçeden gelen ıhlamur kokusunu, mayıs mıydı haziran mı, ayın kaçı, saat geceyarısı mı, bunca zamanın üstüne, ben tek tek biliyorum. Ve yine ben, tam herşey geçti derken, zamanın merhametine tam iman edecekken, bir sabah bir rüyanın yasına uyanıyorum.

14 Mart 2015 Cumartesi

haşiye

"Bu şarkı, kadınlara benzetilen ve her yeni istilâda, istilâcısının müstemlekesi olarak ırzına geçilen şehirler, o şehirlere yakılan bir ağıt sanki. O şehirlere, o kadınlara aşık olanlardan, bir bağdar ağıtı gibi."

12 Mart 2015 Perşembe

Uzun uzun anlatmanın bir yararı olmadığını fark etmem fazla zamanımı almadı. Artık kısa cümleler kuruyorum ve sorulmamış sorulara cevap vermenin ne talihsiz bir nezaketsizlik olduğunu pekâlâ biliyorum. Gündüzleri, gece yorgunluktan uyuyamayacak hâle gelinceye kadar çalışıyorum. Akşam olunca da koşa koşa eve gelip sevdiğim filmlerin ezberlediğim sahnelerini tekrar tekrar izliyorum. Sanırım depresyona girme hakkımı böyle kullanıyorum. Bir de öylesine başladığım her şeyin sonradan müptelâsı oluyorum. 
..
Ben, neşesi ve kederi dozunda hikâyeleri çok seviyorum.  Ama diğer taraftan hiçbir hikâyede sevgililerin kavuşma ânı ile ilgilenmiyorum. Zira yaşadıkları hiçbir sevinç, ilk defa karşılaştıkları andan aşık olduklarını fark etmelerine kadar geçen zamanın hikâyesi kadar görkemli olmuyor. Çünkü hayatta başka hiçbir şey, birini yavaş yavaş sevmenin tadını vermiyor. Mutlu sonlara bir diyeceğim yok elbet. Ancak bir kavuşmayı bir ayrılık, sevinci keder güzelleştiriyor sanki. Biraz da kendi hikâyemden biliyorum aslında. İnsanın kalbinde hasara mal olmayan hiçbir duygu, kendini sonsuza kadar vâr edemiyor.

11 Mart 2015 Çarşamba

Sonu sana çıkan bir yol, tek bir uçtan bile olsa, kapanacağını ümid ettiğim bir mesafe olsa, belki diyeceğim bir ihtimalin imkânından kendime pay biçerdim, yalan değil. Ama bu boşluk, dolmayacak bir vâdeden başka bir şey değil. Hele de sen dünyanın bütün ağrılarını göğsünde ağırlarken, bir defa olsun kederinin sebebi ben olur muyum, buna lâyık olur muyum bilmiyorum. Ben bugüne dek en çok sade sevinçleri ve yenilgileri sevdim. Senin de söylediğin gibi, dünyanın üzücü üstünlüğünü çoktan kabullendim. Bir şeyin güzelliğinden nasıl bahsedilir pek bilmezdim, ama sayende "canımı yakacak kadar güzel" ölçüsüne tanıklık ettim. Şimdilerde ise, yalnızca yedi satırda başlayıp bitirdiğin bir masalı okuyup öyle uyuyorum. Bunun adı rüyaya yatmak mı yoksa yavaş yavaş çıldırmak mı, onu da bilmiyorum. Ama acı olan şu ki, ben, bir gün tüm cesaretimi toplayıp kendime senden bahsederim diye korkuyorum.