13 Ekim 2016 Perşembe



Dünyanın bütün yenilgileri hakikâtte insanın kendine hak vermesi ile başlıyor. İnsan kendisiyle girdiği muharebeden zafer sandığı mutlak bir bozgunla çıkabiliyor.
Otuz yaşıma gün sayıyorum. Çok görmüş geçirmiş, büyük acılar göğüslemek zorunda kaldığım zamanlardan geçmiş değilim. Bu kadar toy, bunca sınanmamışken, birilerinin çıkıp da "sen çok güçlüsün" demesine artık katlanamıyorum. Eskiden insanların bu teveccühünü bir madalyon gibi gururla taşırdım. Şimdi ise kuyruğu dik tutmanın o kadar da matah bir şey olmadığını biliyorum. Neden kendime "ben bu kadarım" diyeceğim bir genişlik bırakmadım, bir türlü cevap bulamıyorum. Bir lanete uğramış gibi, risk almamanın, alamamanın konforunu asla terk etmiyorum. Kendime hesabını verememekten korktuğum hiçbir işe yanaşmıyorum. 
Ben bunca zamandır bütün kararlarımı, kendimle aram açılmasın diye öyle alıyorum. Hata yapma ihtimalinin insana bahşedilmiş ne kıymetli bir lütuf olduğu gerçeğini kalbime bir türlü indiremiyorum. 
..
Her şeyi ince ince düşünüp hesap ediyorum da, durup durup kendimi anlatmanın faydasızlığına bir türlü ikna olamıyorum.