11 Nisan 2016 Pazartesi

sarhoş atlar

Dünya artık ne zevk veriyor ne de elem. Varlığımıza nüfuz edecek, bizi burada incitecek hiçbir şey kalmadı. Göğü başımıza devirdik. Bastığımız toprağı incittik. Gördüğümüz, duyduğumuz her hâdiseye sabır dediğimiz eşsiz bir erdemle tahammül ettik. Üzüldük, çoğu kez kırıldık da üstelik. Ama bekledik. Beklemek, gidebileceğin başka yerler varken olduğun yerde kalma hâli ise eğer, biz hiç gidebileceğimiz başka bir yer hesap etmedik. Kontrol edebildiğimiz hizanın konforunu asla terk edemedik. Beklemek eğer bu ise, eğer böylesi sadakatse, hakikatte pek marifet sayılmazdı, bilmedik. Tanrı başka türlüsünü mümkün kılacak kudret bahşetmişken, biz mânilere iknâ olup gönlümüze layık dertler edindik. Kederlerimizi sevdik. Şiddetlendikçe de herkes bilsin istedik. Çünkü anlatmak bizi iyi edecekti. Sıhhatimizin imkânı ille ondan bahsetmekti. Günlerce yazdık. Yazdıkça derdimizin müptelâsı olduk. Hayranlığımız mukavemetimizi kırdı. Teslimiyet tesellimiz oldu. Teselli bulmakla teskin olduk. Biz, bu meydan harbinin sarhoş atları, aslında hikâyenin daha en başında perişandık. Ve tüm bu perişanlığımızla, yaşamak denilen bir bozguna uğradık.

haşiye