21 Ocak 2017 Cumartesi

sefer

"Hayat eve dönmekten ibaret." Eve dönmek, seferde olmanın şartlarını tam tekmil sağlamasa da, yolda olma hâli insana bir tebdil hissi verebiliyor. İnsanın çantasına üç beş parça eşya atıp dönmek üzere gitmesi bile çıkmazları ile arasına bir mesafe koyabiliyor. Hasretle bahsettiğimiz ferahlık hissi de galiba buradan geliyor.
Saat sabaha karşı yedi civarı. Benim eve gidişlerim hep bu vakitlere rast geliyor. Güneş her defasında, doğduğum şehrin buz kesen sabahında yükseliyor. Havaalanına gitmek için taksiye binişim annemin göğsünde yine bir dünya endişe. Hiçbir yolcunun uyku sersemliğini atamadığı vakitlerde ben hiç uyumamış olmanın verdiği rehavet ile oturuyorum bekleme salonunda. Hayatımda üzerinde en çok düşünülmüş, en hesaplı karar olan kahve içme keyfiyetini burada bir kez daha hoyratlığa dönüştürüyorum. Süt ve şekeri ihmal ettiğim bir fincanı mütemadiyen karıştırırken bir taraftan önümdeki dergiyi okur gibi yapıyorum, bir taraftan da gelip geçen insanları seyrediyorum. İçimde bozguna uğramış bir harp malulünün kırgınlığı ve öfkesi var. Beni bazı kararların eşiğine getirip getirip bırakan günlerin ardından yorgun düşmüş bir vaziyette, aldığı karardan memnun olmamış, bir daha da asla memnun olmayacak bir ruh hâli ile gidiyorum. Eve dönüyorum. Günlerce uzaktan izleyip izledikçe "merak"la büyüttüğüm bir dağı günlerdir başıma yıkıyorum. Diğer kırgınlıkların tamiri bir şekilde mümkünken, ben güven dediğim bu yıkıntının bir kez daha altında kalıyorum. Göğsümden sökemediğim iki cümlenin hürmetine, hâlâ, her akşam bir acabanın ipine asılıyorum. Her sabah kendimi o ipten alıp işe gidiyorum ve çocuklarıma her şeyin iyi olacağına dâir ümit veriyorum. Ama ben bu sabah, o ümidi evimde masanın üzerine bırakıp gidiyorum. Evime dönüyorum. Müsaadenizle ben, evin en küçük çocuğu, anneme babama sarılıp geliyorum.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Dünyada kahramanlık ya da zafer ile tavsif edilemeyecek bir şey varsa o da bir insanın gönlünü incitme cesaretidir. Sizi aynı sokaktan geçtiğiniz, mahallenin marketinde birlikte alışveriş yaptığınız, aynı kafede bitişik masalarda oturduğunuz, bankada peş peşe sıra beklediğiniz, yanından öylece geçip gittiğiniz kimseler üzmez. Bu dünyada içinizi paramparça etme kudreti, her fırsatta sizi ne çok sevdiğini dile getiren kimselerin elindedir sadece. Onlar -elbette sağ olsunlar, hep var olsunlar, eksik olmasınlar- bu kudreti hoyratça kullanmaktan asla imtinâ etmezler. Aranızdaki tüm samimiyeti çiğneyip sizi zaafları ile vurmaktan asla çekinmezler. Kendilerini hizaya çekemedikleri meselelerde asla bozulmamış niyetlerini temize çıkarıp ortadaki kabahati yakıştırabilecekleri biri olarak sizi harcamakta bir beis görmezler. Başkalarına büyük bir cömertlikle lutfettikleri zamanı ve merhameti, sıra size gelince titizlikle hesap etmek isterler. Başkaları ile olan dostluklarının, aliyyül âlâ derecesindeki muhabbetlerinin etrafta bilinmesinin, takdir edilmesinin, bir sakıncası yokken, sizi bir dost olarak teşrif etme bahtını sizden esirgerler. Bir güzelliğe ya da bir hüzne onu ortak etme hevesinizi söndürür, ciğerinizi de söker elinize verirler. Endişenize teselli, derdinize çare, canınıza şenlik, neşenizde birlik olmazlar. Bir kusurunuz olmasa bile değerinizi düşürecek bir noksan, kötü bir niyet muhakkak bulurlar ve sizi tam da oradan, en emin olduğunuz yerden, bir gün muhakkak vururlar.